Oğluna İşkence Eden Komutan, Annenin Korgeneral Ol...

Oğluna İşkence Eden Komutan, Annenin Korgeneral Olduğunu Öğrenince Diz Çöktü

Komutan, Anne ve Adalet: Hakkari’nin Buz Tutan Gecesinde Sarsıcı Bir Hesaplaşma

Hakkari Yüksekova Dağ ve Komando Tugayı’nın soğuk, gri duvarları arasında, dışarıdan bakıldığında sıradan görünen ama derinlerinde Türk Silahlı Kuvvetleri’nin en sert adalet mekanizmalarını ve bir annenin yürek yangınını barındıran sarsıcı bir olay yaşandı. Bu olay, sadece disiplinsizliğin ve kabadayılığın cezalandırıldığı bir an değil; aynı zamanda rütbelerin, makamların ve unvanların, bir evladın gözyaşları ve bir annenin sarsılmaz iradesi karşısında nasıl silikleştiğinin en çarpıcı kanıtıydı.

I. Nizamiye Salonundaki Gölge ve Kibir

Hakkari’nin dondurucu kış ayazında, Yüksekova Dağ ve Komando Tugayı’nın nizamiyesindeki görüşme salonu, her hafta sonu olduğu gibi ailelerin ve askerlerin buluşma heyecanına sahne oluyordu. Ancak o gün, bu buz gibi salonda esen rüzgâr, dışarıdaki kar fırtınasından çok daha keskin ve acımasızdı.
Uzman Çavuş Battal Kırboğan, salondaki küçük krallığının verdiği şımarıklık ve kibre kapılmış bir şekilde, er Can Polat’ın üzerine yürüyordu. Can’ın titreyen elleri, annesinin Ankara’dan getirdiği ev yapımı sıcak poğaçalardan birini tutmaya çalışırken, korkudan ve stresten kasılan midesi ona ihanet etmiş; elindeki plastik su bardağı beton zemine düşerek kırılmıştı. Bu ufak kaza, Battal Kırboğan ve salondaki denetimsizliğin sembolü haline gelen Astsubay Kıdemli Başçavuş Rüstem Kaya için bardağı taşıran son damla oldu.

Battal, “Ulan sakar köpek!” diyerek genç erin yakasına yapıştı; onu diğer ailelerin bakışları arasında içecek otomatlarının bulunduğu karanlık bir köşeye fırlattı. Can’ın sırtı metal kasaya çarptığında, genç askerin vücudundaki fiziksel ve ruhsal acı doruğa ulaştı. Ancak bu zorbalığa sessiz kalmayan biri vardı: Can’ın annesi, sade bir tayör giymiş, üzerindeki tüm unvanları ve ayrıcalıkları Ankara’da bırakarak yalnızca “evladını özlemiş bir anne” sıfatıyla yola çıkan Asena Gürkan.

II. “Karı” Kelimesinin Bedeli: Üç Yıldızlı Bir Korgeneralin Uyanışı

Asena Gürkan, oğlunun uğradığı şiddet karşısında yerinden fırlayıp duruma müdahale etmek istediğinde, karşısındaki zorbaların küstahlığıyla karşılaştı. Battal Kırboğan ve Rüstem Kaya, kadının sivil kıyafetlerine ve sakin duruşuna aldanarak onu küçümsediler. Hatta Battal, kadının omzunu parmağıyla ittirerek şu affedilmez cümleyi sarf etti:
“Amma dırdır ettin ha! Sen kimin nesisin de bizim işimize burnunu sokuyorsun? Karı, defol git! Al şu eniğini de cehennem ol buradan.”
Salonun havası bir anda buz kesti. “Karı” kelimesi havada asılı kalırken, Asena Gürkan’ın gözlerindeki endişe tamamen silindi; yerini kutup buzları kadar soğuk bir kararlılığa ve çelikten bir metanete bıraktı. O, sıradan bir anne değildi; o, Türkiye Cumhuriyeti Kara Kuvvetleri Eğitim ve Doktrin (EDOK) Komutanı Korgeneral Asena Gürkan’dı.
Sakin bir hareketle akıllı telefonunu çıkaran Asena Gürkan, doğrudan EDOK Komutanlığı Özel Kalemi’ni, ardından da İkinci Ordu Komutanı Orgeneral Metin Kasırga’yı aradı. Telefonda tanrısal bir sükûnet ve emir kipiyle konuştu:
  • “Ben EDOK Komutanı Korgeneral Asena Gürkan. Konum: Hakkari Yüksekova Dağ ve Komando Tugayı Nizamiye Görüşme Salonu.”
  • “Metin Paşa, sana yarım saat veriyorum. 30 dakika içinde Tugay Komutanı Tümgeneral Hakan Sancaktar ve Ordu Askeri İnzibat Komutanı bu salonda gözümün önünde olmazsa, bir sonraki telefonumu doğrudan Genelkurmay Başkanı’na açacağım.”
Salondaki tüm rütbelilerin ve askerlerin rengi kireç gibi soldu. Battal Kırboğan elindeki telefonu yere düşürürken, Rüstem Kaya heykel gibi donakaldı. Az önce hakaret ettikleri, “karı” diye azarladıkları o sade kadın, kendi tugay komutanlarını bile anında görevden aldırabilecek kudrete sahip, ordunun en tepesindeki isimlerden biriydi.

III. İnzibat Araçları ve Adalet Fırtınası

Dakikalar içinde nizamiyenin önüne dev bir konvoy gibi yığılan askeri inzibat araçları, siren sesleriyle birlikte görüşme salonunu doldurdu. İnzibat Bölük Komutanı yüzbaşı, ardından Tugay Kurmay Başkanı ve karargahın üst düzey subayları nefes nefese içeri girdi.
Asena Gürkan’ın emri netti:
“Şu iki kişiyi derhal tutukla. Astsubay Kıdemli Başçavuş Rüstem Kaya ve Uzman Çavuş Battal Kırboğa, er Ercan Polat’a yönelik şiddet ve eziyet suçundan suçüstü hâlindedirler. Dosyalarına üst kata hakaret suçunu da ekle.”
İki askeri inzibat, Rüstem ve Battal’ın kollarına girerek onları kelepçeledi. Az önce kükreyen, erlerin canını yakan o zorbalar, şimdi ağlayarak affedilmeyi dileniyorlardı. Ancak Asena Paşa’nın vicdanında merhamete yer yoktu; özellikle de “Oğlumun dayak yemeyi hak ettiğini söylemiştin, hadi devam etsene” sözleriyle kurşun gibi ağır gerçeği yüzlerine vurdu.
Kısa süre sonra nefes nefese gelen Tugay Komutanı Tümgeneral Hakan Sancaktar, gördüğü manzara karşısında adeta yıkıldı. EDOK Komutanı sivil kıyafetlerle kendi tugayında ağlayan bir ere sarılıyor, kendi adamları ise kelepçelenerek dışarı çıkarılıyordu. Hakan Sancaktar, omuzlarındaki tümgeneral rütbesinin ağırlığı altında ezilerek Korgeneral Asena Gürkan’ın karşısında 90 derece eğilerek selam durdu ve defalarca özür diledi.

IV. Sabaha Karşı Başlayan Hesaplaşma ve Tugaydaki Dönüşüm

Olayın şoku Van’daki Ordu Evi’ne kadar uzanırken, Korgeneral Asena Gürkan gece boyunca Van’da kaldı ve ertesi sabah saat 08:00’de Yüksekova Tugayı’nın içtima alanında tüm taburun toplanmasını emretti. Bu, sıradan bir denetleme değil; birliğin köhneleşmiş, çürümüş zihniyetini kökünden kazıyacak bir savaş ilanıydı.
Hakan Sancaktar’ın makam odasında ve kışlanın dört bir yanında sabaha kadar göz kırpılmadı. Yarbay Cengiz Alkan ve Yüzbaşı Selim Bural, taburlarındaki her bir erin durumundan haberdar olmadıkları için Korgeneral’in gazabına hazırlandılar. Hastaneden gelen resmi tabip raporları, Can Polat’ın üç kaburgasında çatlaklar olduğunu, böbrek bölgesinde iç kanama izleri bulunduğunu ve aydır sistematik bir şiddete maruz kaldığını belgeliyordu.
Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte Hakkari’nin dondurucu ayazında toplanan taburun karşısına dikilen Korgeneral Asena Gürkan, Türk ordusunun temel disiplininin sadece emir-komuta zincirinden ibaret olmadığını, erin canının ve onurunun bu devletin en kutsal emaneti olduğunu bir kez daha hatırlattı.

Sonuç: Gölgelerden Zirveye Uzanan Onur

Bu sarsıcı olay, Türk askeri hiyerarşisinde adaletin ve vicdanın unvanların ve rütbelerin çok ötesinde olduğunu gösterdi. Yüzbaşı Selin Demir’in devletin gizli koridorlarındaki sessiz fedakarlıkları gibi, Korgeneral Asena Gürkan da anneliği ile komutanlığı muazzam bir dengeyle birleştirerek, ordunun içindeki çürümüş zihniyete karşı tarihe geçecek bir ders verdi.
Hakkari Yüksekova Dağ ve Komando Tugayı’nda o gece yakılan adalet ateşi, sadece suçluların cezalandırılmasıyla kalmadı; aynı zamanda Türk Silahlı Kuvvetleri’nin unvanı ne olursa olsun haksızlığa karşı sessiz kalmayacağının en güçlü simgesi olarak hafızalara kazındı.
Disclaimer: This story is fictional and created for entertainment purposes only. Any names, characters, places, or events are fictitious or used fictitiously. No real person or organization is intended to be portrayed.

Related Articles