6 Ay Sonra Milyarder Şokta! Eski Eşi, Terk Ettiği ...

6 Ay Sonra Milyarder Şokta! Eski Eşi, Terk Ettiği Kadın Doktor Olarak Karşısına Çıktı!

Arslan Holding’in Kalbindeki Sır: Altı Ay Sonra Gelen Büyük Yüzleşme

Bölüm 1: Gece Yarısı Acil Servisinin Soğuk Işıkları

Gece yarısını on üç dakika geçmişti. İstanbul’un üzerinde ağır, boğucu bir yağmur tabakası asılı duruyordu. Hastanenin modern cam cephesine çarpan yoğun damlalar, içerideki steril floresan ışıklarının altında ince, gümüş rengi çizgileşmelere dönüşüyordu. Acil servisin kalp ritmini andıran o monoton ve kesintisiz uğultusu hiç dinmiyordu. Sedye tekerleklerinin kaygan zemin üzerinde çıkardığı sert sesler, monitörlerin aralıklı ve uyarıcı bip sesleriyle birbirine karışıveriyordu. Hemşireler, hayat kurtarmak için kısa, net ve kesin cümlelerle birbirlerine bilgi aktarıyor, zamanla yarışıyorlardı.
Çocuk müdahale odasından çıkan Doktor Leyla Demir, on altı saatlik uzun ve yorucu nöbetin izlerini güzel yüzünde taşımamaya özen göstererek elindeki mavi hasta dosyasını kapattı. Gözleri uykusuzluktan yorgundu; fakat bakışları hâlâ ilk anki kadar berrak, keskin ve kararlıydı. Otuz dört yaşındaki Leyla, koyu kahverengi saçlarını her nöbette olduğu gibi ensesinde sıkı bir topuzla toplamış, beyaz doktor önlüğünün kollarını dirseklerine kadar kıvırmıştı. Hastane personelinin büyük bir kısmı onun bu mesafeli sessizliğini bir soğukluk sanırdı. Oysa Leyla, insanların panikten ne yapacağını bilemediği, dehşet içinde çığlık attığı en kritik anlarda bile zihnini olağanüstü bir şekilde keskinleştiren nadir insanlardandı. Bir hastanın kalbi durduğunda elleri bir milim bile titremez, bir aile acıdan feryat ettiğinde sesi asla yükselmezdi. Onun bu sarsılmaz sakinliği, duyarsızlığından değil, başkalarının korkusunu ve acısını omuzlayabilecek kadar güçlü bir ruha sahip olmasından kaynaklanıyordu.
Fakat o gece, acil servisin otomatik cam kapıları büyük bir gürültüyle açıldığında, geçmişi bütün profesyonel hazırlıklarını ve duvarlarını tek bir hamlede yerle bir edecek kadar hızlı bir şekilde içeri girdi. Kapıların arasından uzun boylu, soluk soluğa bir adam koşarak girdi. Üzerindeki ıslak siyah paltosunun eteklerinden sular damlıyor, kollarında sımsıkı tuttuğu küçük bir çocuğun başı geriye doğru sarkıyordu. Adamın yüzündeki o ham korku, kameraların önünde görmeye alışık oldukları o kibirli ve dokunulmaz ifadeyi tamamen parçalamıştı. Gözleri etrafta çaresizce yardım arıyor, nefesi düzensiz ve hırıltılı çıkıyordu.
Onu kapıda bu halde gören güvenlik görevlileri bir an için ne yapacaklarını bilemeyip duraksadılar. Çünkü içeri giren bu adam, Türkiye’nin en büyük enerji ve inşaat imparatorluklarından biri olan Arslan Holding’in sahibi Kerem Arslan’dı. Televizyon ekranlarında her zaman ölçülü ve son derece karizmatik konuşmalarıyla, pahalı iş davetlerindeki kendinden emin duruşuyla ve sadece altı ay önce medyanın günlerce konuştuğu o skandal boşanma davasıyla tanınan adam, şimdi adeta yıkılmış bir halde bağırıyordu:
— Çocuğum nefes almıyor! Bir şey yapın! Lütfen hemen bir şey yapın!
Leyla’nın ayakları, bu ses karşısında bir saniyeden kısa bir süre yerde mıhlanıp kaldı. Kerem’in yüzünü tanımak için zihnini zorlamasına gerek yoktu. O, bir zamanlar sabahları aynı masada günaydın kahvesi içtiği, geceleri huzurla omzuna başını koyduğu; fakat sonra aralarındaki güven bağı koparken Kerem’in kendi yalanlarına inanıp hiçbir açıklamasını dinlemeden hayatından söküp attığı adamdı. Tam altı ay önce, soğuk avukat bürolarında kendisine boşanma belgelerini uzatırken Kerem’in gözlerinde tek bir damla bile pişmanlık veya tereddüt yoktyu. Leyla’nın kendi hayatından tamamen silindiğine inançla yemin etmişti. Şimdi ise kollarında başka bir kadının çocuğuyla karşısında duruyor, hayatının en büyük çaresizliği içinde ondan yardım dileniyordu.
Leyla, içindeki o derin ve eski sızıyı anında bastırdı; duygularını kalbinin en uzak köşesine kilitledi ve acil servisin tam ortasındaki boş sedyeyi işaret etti:
— Çocuğu buraya yatırın. Hemşire Elif, hemen oksijen ve geniş yol damar yolu hazırlayın! Emre, portatif monitörü bağlayın, çabuk olun!
Kerem, küçük çocuğu sedyeye bırakırken elleri tutulmuşçasına titriyordu. İki yaşındaki küçük oğlanın teni korkunç bir şekilde griye dönmüş, dudakları morarmıştı. Göğsü anormal ve düzensiz şekilde yükselip iniyor, her nefes alışında hırıltılı, boğuk bir ses çıkarıyordu. Leyla, bir eliyle çocuğun boyun nabzını kontrol ederken diğer eliyle serice göz kapaklarını kaldırdı. Nabzı çok hızlı ama inanılmaz zayıftı. Boyun damarlarında bariz bir dolgunluk göze çarpıyordu ve minik ayak bileklerinde hafif, su toplamış gibi bir şişlik vardı. Bunlar basit bir üşütme veya ani bayılma belirtilerine hiç benzemiyordu. Leyla, stetoskopunu çocuğun küçük göğsüne yerleştirdiği an, kalpten gelen o düzensiz ve yabancı uğultuyu net bir şekilde duydu.
O saniyeden itibaren bütün kişisel geçmişleri, kırgınlıkları ve öfkesi, katı bir görev bilincinin arkasında tamamen sustu. Gözlerini Kerem’e dikerek net bir sesle sordu:
— Ne zamandır böyle?
Kerem bir an için cevap veremedi. Altı ay sonra ilk kez Leyla’yı bu kadar yakından, bu kadar net görüyordu. Genç kadının yüzünde ne bir şaşkınlık izi vardı ne bir zafer çığlığı ne de en ufak bir öfke. Geçmişe dair hiçbir ipucu kalmamıştı. Sadece buz gibi, profesyonel bir tıbbi dikkat mevcuttu. Bu tavır, Kerem’i rahatlatmak yerine içten alta daha da sarstı. Altı ay boyunca Leyla’yı kendi hikayesinde tamamen silinmiş, yok hükmünde bir karakter olarak düşünmüştü. Onun nasıl yaşadığını, nerede çalıştığını, geceleri bu hastane koridorlarında yalnız başına nasıl nöbet tuttuğunu bir kez bile merak etmemişti. Şimdi ise dünyadaki en değerli varlığı, hayatı boyunca küçümsediği bu kadının ellerindeydi.
— Akşamüstü biraz halsizdi… Sonra hafifçe öksürmeye başladı, diyebildi Kerem yutkunarak. — Arabaya bindiğimizde birden gözleri kapandı. Daha önce de birkaç kez nefesi daralmıştı ama annesi bunun basit bir bahar alerjisi olduğunu söylemişti.
Leyla başını dosyadan kaldırmadan sordu:
— Annesi nerede?
— Yolda… Bizi takip ediyor.
— Çocuğun adı nedir?
— Arda. İki yaşında.
Leyla, hemşireye acilen kapsamlı kan gazı alınmasını, kalp enzimleri ve enfeksiyon panellerinin çalışılmasını söyledi. Ardından acil bir taşınabilir kalp ultrasonu talep etti. Kerem, sedyenin kenarından ayrılmamak için bir adım attığında, Leyla’nın o keskin ve otoriter bakışlarıyla karşılaştı. Genç kadın, tek bir el hareketiyle onun geri çekilmesini işaret etti. Sesindeki o mutlak otorite, hayatı boyunca insanlara emir vermeye alışmış olan Kerem’i bile anında susturmayı başardı.

Bölüm 2: Arslan Holding’in Gizli Duvarları ve Selin’in Panikleri

Asistan Emre, minik Arda’ya oksijen maskesini yerleştirirken çocuğun göğsü aniden şiddetli bir kasılmayla gerildi. Başucundaki monitörde kalp ritmi tehlikeli bir şekilde hızlandı. Çocuğun minik elleri istemsizce pençe gibi kıvrıldı, gözleri yarı açık halde yukarı doğru kaydı. Leyla bir saniye bile kaybetmeden gereken ilaç dozunu büyük bir dikkatle hesapladı, hemşireye verdi ve damar yolunun güvenliğini bizzat kontrol etti.
Kapının pervazına tutunmuş duran Kerem, devasa imparatorluğunun, milyarlarca liralık varlığının, özel uçaklarının ve koruma ordusunun o küçük odada hiçbir işe yaramadığını, bütün dünyanın o minik monitördeki titreyen yeşil çizgiden ibaret olduğunu dehşet içinde fark etti. Çocuğun nefesi her kesildiğinde, hayatında ilk kez mutlak bir güçsüzlüğün ne demek iliklerine kadar hissediyordu.
Leyla ise küçük hastasının göğüs hareketlerini bir an bile kaçırmadan izliyor, her saniyeyi hayat kurtaran bir karar noktasına çeviriyordu. Ultrason ekranında kalbin sağ tarafındaki belirgin genişleme ve akciğer damarlarındaki aşırı basınç netleşti. Bu sorun kesinlikle yeni başlamamıştı. Bu tehlikeli tablo aylardır, belki de yıllardır sinsi bir şekilde ilerliyordu. Biri ya bu hayati belirtileri tamamen görmezden geliyor ya da kasıtlı bir şekilde saklıyordu.
— Bu çocukta ileri düzeyde doğumsal bir kalp anomalisi var, dedi Leyla gözlerini ekrandan ayırmadan. — Şu anda akut kalp yetersizliği ve pulmoner hipertansiyon tablosu yaşıyor. Acilen yoğun bakıma alacağız. Durumu biraz dengelenir dengelenmez ayrıntılı anjiyo ve görüntüleme yapacağız.
Kerem’in yüzü gerildi, kaşları çatıldı:
— Doğumsal mı? Bu imkansız! Biz düzenli olarak özel kontrollerini yaptırdık. Selin bana her şeyin tamamen normal olduğunu, çocuğun gayet sağlıklı olduğunu söylemişti.
Leyla eldivenlerini ellerinden çıkarıp çöp kutusuna atarken doğrudan Kerem’in gözlerinin içine baktı:
— Bana kimin ne söylediğini değil, bugüne kadar yapılan tıbbi testlerin sonuçlarını göstermeniz gerekir. İki yaşındaki bir çocuk bu ağır tabloya birkaç saat içinde gelmez. Uzun süredir vücudu alarm veriyor olmalıydı.
Kerem, haksızlığa uğramış bir suçlu gibi omuzlarını dikleştirdi:
— O en iyi doktorlara, en pahalı kliniklere götürüldü!
— En iyi doktorlar bile size yanlış bilgi verilirse gerçeği değiştiremez, dedi Leyla soğuk bir sesle. — Eğer çocuğun geçmişi hakkında doğru raporlar sunulmadıysa, onlar da doğru kararı veremezler.
Bu cümle, Kerem’in yüzüne atılmış görünmez bir tokat gibi çarptı. Kerem, Leyla’nın yalnızca Arda’dan söz etmediğini, derindeki başka bir yaraya dokunduğunu sezdi. Fakat genç kadının gözlerinde en ufak bir kişisel intikam arzusu, bir kin ya da öç alma hevesi yoktu. Bu durum çok daha ağırdı. Leyla onu cezalandırmaya çalışmıyor, sadece soğuk ve acımasız gerçeği yüzüne çarpıyordu.
O an Kerem, geçmişteki evliliklerinin son haftasını hatırladı. Leyla o zaman da karşısına oturmuş ve o dönem hayatlarına giren Selin’in söylediği şeylerin gerçeği yansıtmadığını anlatmaya çalışmıştı. Kendisi ise ellerine tutuşturulan düzmece kağıtlara, dedikodulara ve kendi kör gururuna güvenmişti. Şimdi ise aynı gurur, hasta bir çocuğun yoğun bakım kapısında devasa bir yük gibi omuzlarına çökmüştü.
Tam o sırada acil servisin dış kapıları bir kez daha şiddetle açıldı. İnce topuklu ayakkabıların mermer zeminde çıkardığı sert ve telaşlı sesler oradakilerin dikkatini çekti. Selin Yalçın, üzerindeki tasarım açık renk kaşmir paltosuyla içeri giriyordu. Sarı saçları dışarıdaki yağmurdan hafifçe ıslanmış, yüzündeki profesyonel makyajı gözlerinin çevresine doğru dağılmıştı. Onu takip eden asistanı ise telefonda birilerini korkuyla arıyor, hastane yönetiminin derhal haberdar edilmesini istiyordu.
Selin, müdahale odasının camından içeride yatan Arda’yı gördüğü anda tiz ve kısa bir çığlık attı. Ardından bakışları içerideki doktora, yani Leyla’ya kilitlendi. Kadının yüzündeki korku ifadesi, bir saniye bile sürmeden başka bir şeye dönüştü. Şaşkınlık, öfke ve asıl saklamaya çalıştığı derin bir tedirginlik aynı anda gözlerinde belirdi.
— Sen… Sen burada ne arıyorsun? dedi Selin nefes nefese.
Leyla, elindeki dosyaya not yazmayı bir an bile bırakmadan sakince yanıtladı:
— Nöbetçi doktorum.
Selin hemen Kerem’e döndü, sesini titreterek manipülasyonuna başladı:
— Kerem, derhal başka bir doktor bulmalıyız! Çocuğu burada tutamayız, hemen özel bir merkeze sevk edelim. Ben şimdi Profesör Hakan’ı arayacağım!
Leyla tükenmez kalemini masaya bıraktı ve başını kaldırdı:
— Çocuğun şu anda başka bir yere nakledilmesi ölümcül olabilir. Hiçbir yere gitmiyor.
Selin’in çenesi öfkeyle gerildi:
— Kararı sen veremezsin! Ben onun annesiyim!
Leyla’nın sesi bir kat bile yükselmedi, aksine daha da otoriteryenleşti:
— Siz annesisiniz. Ben ise şu anda bu hastanenin sorumlu çocuk hekimiyim. Hayati tehlike altındaki bir hastayı, hiçbir tıbbi gerekçe olmadan sevk etmeme izin vermem.
Kerem, iki kadının ortasında kalakalmıştı. Selin’in yüzündeki bu sertliği ve panik halini daha önce de görmüştü; ancak o zamanlar bunu hep “aşırı korumacı ve kaygılı bir annelik” olarak yorumlamıştı. Şimdi ise Selin’in telaşında çok garip, çok aceleci bir şeyler vardı. Genç kadın, Arda’nın sağlığından ziyade sanki Leyla’nın o dosyalara ve geçmiş bilgilere ulaşmasını engellemek istiyor gibiydi.
Kerem bu düşünceden son derece rahatsız oldu. Zihninde, Selin’in son aylarda Arda’nın rutin kontrolleri hakkında ayrıntılı bilgi vermekten hep nasıl kaçındığını hatırladı. Ne zaman sorsa, doktorların çocuğun gayet sağlıklı olduğunu söylediğini belirtmiş, hastane raporlarını göstermeyi gereksiz ve abartılı bulmuştu. Kerem de şirketin o dönemki yoğun krizlerini bahane ederek bu açıklamalarla yetinmişti.
— Selin, daha önce yapılan bütün testleri ve raporları bana gönder, dedi Kerem, sesinde ilk kez ödün vermez bir tonla.
Selin gözlerini hızla ondan kaçırdı:
— Kerem, şimdi bunun sırası mı? Arda içeride canıyla boğuşuyor!
— Tam da bu yüzden tam sırası!

Bölüm 3: Kayıp Dosyalar ve Geçmişin Karanlık İzleri

Leyla, ikisinin tartışmasını duymuyormuş gibi görünse de söylenen her kelimeyi zihnine kaydediyordu. Arda’nın boynundaki damar yapısı, tenindeki o hafif mavimsi ton ve tırnak uçlarındaki çomaklaşma belirtisi, hastalığın en az iki yıldır ilerlediğini açıkça gösteriyordu. Üstelik çocuğun göğsünün sol tarafında, köprücük kemiğinin hemen altında çok küçük, narin bir cerrahi ameliyat izi vardı. Bu iz sıradan bir aşı izi değildi ve basit bir rutin muayenede de oluşamazdı. Leyla, çocuğun çok daha önce gizli bir tıbbi işlem geçirdiğinden neredeyse yüzde yüz emindi. Fakat Kerem’in bundan kesinlikle haberi yoktu.
Leyla, Selin’e dönerek net bir soru yöneltti:
— Arda daha önce herhangi bir kalp kateterizasyonu ya da göğüs bölgesine yönelik cerrahi bir işlem geçirdi mi?
Selin’in yüzü aniden kireç gibi beyazladı:
— Hayır… Asla!
Leyla gözlerini kısmadan onu incelemeye devam etti:
— Köprücük kemiğinin altında eski bir girişim izi var. Bebekken basit bir serum takılmış olabilir denilemez, bu bölge o amaçla kullanılmaz.
Selin’in sesi sertleşti ve tizleşti:
— Sen beni sorguluyor musun doktor?
Leyla dosyayı yavaşça kapattı:
— Ben hastanın tıbbi geçmişini öğrenmeye çalışıyorum. Bana doğru bilgileri verirseniz çocuğun hayatta kalma şansı o kadar artar.
Kerem, başını yavaşça Selin’e çevirdi. Hayatında ilk kez o net şüphe hissi bütün benliğini sardı:
— Neyi bilmiyorum Selin? Ne saklıyorsun benden?
Selin ellerini birbirine sıkıca kenetledi:
— Hiçbir şeyi saklamıyorum! Arda doğduğunda sadece birkaç gün hastanede kalmıştı, o kadar. Doktorlar önemli olmadığını söylediler, ben de seni iş stresinde endişelendirmek istemedim!
Kerem’in gözlerindeki korku hızla öfkeye dönüşmeye başladı.
— İki yıldır bunu bana neden söylemedin?
— Çünkü sen her şeyi büyütüyorsun! Ayrıca o dönem şirket krizleriyle boğuşuyordun…
Kerem bir adım geriye çekildi. Arda’nın doğduğu o hassas dönemde, Selin’in hayatına nasıl bu kadar hızlı girdiğini, evliliğinin o çatırtılı günlerinde Selin’in hamilelik haberini nasıl bir kurtarıcı gibi önüne koyduğunu hatırladı. O dönem Leyla ile evliliği zaten sarsılmıştı. Selin, Leyla’nın tıbbi olarak çocuk sahibi olamayacağına dair iddia edilen bazı raporları önüne koymuş, kendisine yeni bir aile ve kusursuz bir geleceğin kapısını açtığını söylemişti. Kerem o an, ne kadar kolay kanmış, ne kadar çabuk ikna olmuştu. Şimdi ise o kör kolaylığın bedelini, hasta bir çocuğun yoğun bakım kapısında en ağır şekilde ödüyordu.
Birkaç saat sonra Arda’nın kalp ritmi ilaçlarla kısmen dengelendi. Leyla, yoğun bakım ekibine ayrıntılı talimatlar verip odadan çıktığında, koridorda yine Selin’in o gergin ısrarlarıyla karşılaştı. Ancak Kerem bu kez Selin’i desteklemedi, aksine Leyla’nın tıbbi kararlarına harfiyen uyulacağını söyledi. Selin’in yüzündeki o kusursuz kontrol maskesi birkaç saniyeliğine tamamen düştü. Kerem bunu bizzat gördü. Onu asıl şaşırtan ise Selin’in Arda’nın başından ayrılıp koridorun karanlık bir köşesinde cep telefonuyla gizli mesajlar yazmaya başlamasıydı.
Leyla personel dinlenme odasına geçtiğinde ellerini uzun süre lavabonun altında yıkadı. Parmakları hâlâ sakindi; fakat göğsünün ta ortasında, yıllardır kilitli tuttuğu o eski ağrı yeniden sızlamaya başlamıştı. Kerem’in yüzündeki o çaresiz korkuyu görmek ona en ufak bir tatmin veya intikam zevki vermemişti. Aksine, bir zamanlar büyük bir aşkla sevdiği adamın bu sefil hali, içindeki eski şefkat kırıntılarını uyandırmış, bu durum da Leyla’yı kendi kendine öfkelendirmişti.
Kapı hafifçe tıkurdatıldı ve genç asistanı Emre içeri girdi. Yüzünde gizlenemez bir kaygı vardı:
— Hocam… İlk laboratuvar kan sonuçları geldi. Çocuğun oksijen seviyesi kritik düzeyde düşük, karaciğer ve böbrek değerleri hızla yükseliyor. Üstelik… Bilgi işlem ve laboratuvar sistemi eski dosyalara erişemedi. Sistemde bir hata var.
Leyla kaşlarını çattı:
— Nasıl yani? Ne demek erişilemedi?
— Arda Yalçın adına sistemde iki kayıt var biri boş, diğeri ise tamamen erişime kapalı. Yetki kodu doğrudan hastane üst yönetimine ait, hocam.
Leyla birkaç saniye derin bir sessizlik içinde düşündü:
— Kayıtların silindiği saati ve log verilerini kontrol edin. Bilgi işlemden ham verileri isteyin. Sakın kimseye nedenini açıklamayın.
Emre başını salladı:
— Bir şeyden mi şüpheleniyorsunuz, hocam?
Leyla sesini iyice alçalttı:
— Çocuğun göğsündeki o cerrahi iz, kalbinin benzersiz yapısı ve annenin verdiği çelişkili bilgiler birbirini tutmuyor. Bu sadece adi bir ihmal değil, bilinçli bir örtbas olabilir.

Bölüm 4: Genetik Sırlar ve Yüzleşmenin Eşiği

Emre odadan çıktıktan sonra Leyla aynadaki yansımasına baktı. Yorgun yüzünün hemen arkasında, yıllar önceki o idealist genç kadın belirdi. Kerem’le evlendiği ilk günleri hatırladı. Arslan ailesi onu asla istememişti; onlara göre orta sınıf bir öğretmenin kızı olan Leyla, bu kudretli ve zengin aileye hiçbir zaman uygun değildi. Babası lisede fizik öğretmeni, annesi ise devlet hastanesinde hemşireydi. Leyla kariyerini burslarla, uykusuz gecelerle, bin bir emekle kurmuştu. Kerem ise başlarda onun bu akademik başarısına hayranlık duymuş, fakat zamanla bu bağımsız kadını kendi otoritesine karşı büyük bir tehdit olarak görmeye başlamıştı. Selin’in o zehirli manipülasyonları da tam bu kırılgan noktada devreye girmişti.
Sabahın ilk ışıklarına doğru Arda’nın ayrıntılı kalp ultrasonu ve genetik tarama örnekleri alındı. Leyla ekrandaki görüntülere odaklandığında gördüğü gerçekler karşısında soluğu kesildi. Kalbin odacıkları arasındaki o devasa açıklık ve büyük damarların doğuştan anormal yerleşimi, bu hastalığın kesinlikle doğumdan beri var olduğunu kanıtlıyordu. Daha da korkuncu, damarlardan birinde geçmişte çok profesyonelce yapılmış kapalı bir müdahaleye ait yapısal izler görülüyordu. Bir hekim bu çocuğu yıllar önce değerlendirmiş, sorunu fark etmiş, geçici bir işlem uygulamış ve ardından bütün hastane kayıtları karartılmıştı.
Leyla görüntüleri kaydederken Arda’nın sağ omzuna yakın, tenindeki o çok silik kahverengi beni fark etti. Kalp biçimini andıran bu koyu leke, zihninde yıllar önce Kerem’in evlerindeki eski bir aile albümünde gördüğü bir fotoğrafı canlandırdı. Kerem’in çocukluk fotoğrafında da aynı bölgede buna benzer çarpıcı bir iz vardı. Fakat asıl tüyler ürpertici olan, Kerem’in yıllar önce gizemli bir şekilde ortadan kaybolan kuzeni Murat’ın da vücudunda aynı kalıtsal işaretin bulunmasıydı.
Leyla, laboratuvar formuna acilen genetik tarama ve kan grubu karşılaştırma testleri ekletti. Doğrudan bir babalık testi yazmamıştı; önce tıbbi gerekçeleri hukuki ve bilimsel bir temele oturtmalıydı. Ancak kan grubuna ilişkin ilk ön sonuçlar sisteme düştüğünde ortada mantığa sığmayan büyük bir tutarsızlık vardı. Kerem’in dosyadaki kan grubu ile Arda’nın grubu, Selin’in beyan ettiği genetik verilerle birlikte değerlendirildiğinde bilinen kalıtım kurallarına kesinlikle uymuyordu.
Aynı dakikalarda Selin Yalçın, hastanenin başhekim yardımcısı Nihat Bey’in özel odasındaydı. Kapıyı dikkatle kilitlemiş, sesini olabildiğince alçak tutarak konuşuyordu:
— Nihat, o Doktor Leyla Demir derhal bu vakadan el çektirilmeli! Onun bizimle kişisel bir çıkar çatışması var, tarafsız olamaz!
Nihat Bey huzursuzca kravatını çekiştirdi:
— Selin Hanım, şu an çocuğu stabilize eden o! Eğer şimdi başkasını görevlendirirsek bütün yönetim kuruluna ve basına açıklama yapmak zorunda kalırız.
— Açıklamayı ben hallederim! Eğer yönetim kurulundaki dostlarınız hala o koltuklarda oturmak istiyorsanız, bu kadını o çocuktan uzaklaştıracaksınız!
Nihat Bey’in yüzü kireç gibi soldu:
— Eski dosyalar, o operasyonun kayıtları açılırsa… Hepimiz biteriz!
Selin gözlerini buz gibi bir öfkeyle ona çevirdi:
— O kayıtlar asla açılmayacak! Bilgi işlemdeki verileri tamamen silin. Sabah olmadan, ilk fırsatta çocuğu bu hastaneden kaçırıp başka bir özel merkeze sevk edeceğim!
Kapının dışında, koridorda yürümekte olan hastane görevlisi bu konuşmanın sadece son cümlesini duymuştu. Adam bunun ne anlama geldiğini tam olarak kavrayamayabilirdi; fakat Nihat Bey’in odasından çıkan Selin’in o yüzündeki buz gibi, acımasız ifade onu derinden ürkütmüştü.
Selin, birkaç dakika sonra hiçbir şey olmamış gibi yeniden yoğun bakım koridoruna döndüğünde, gözlerini ustaca yaşlı göstermeyi başarmıştı. Kerem’e doğru yürüyüp sarılmak istedi; ancak Kerem refleks olarak bir adım geri çekildi:
— Neredeydin Selin?
— Başhekimle konuşuyordum… Arda için daha donanımlı bir ekip ayarlıyorum, burası yetersiz kalabilir.
Kerem’in gözleri kıstı:
— Buradaki ekip fazlasıyla yeterli. Beni asıl şaşırtan, senin oğlunun başında beklemek yerine sürekli koridorda gizli işler çevirmen!

Bölüm 5: Gerçeğin Duvarı ve Son Hesaplaşma

Sabaha karşı saat üç buçuğa gelirken, Arda’nın odasındaki monitörler bir kez daha kulak tırmalayacak şekilde alarm vermeye başladı. Sesin ilk tonunu duyduğu an Leyla koridorun diğer ucundan fırladı. Çocuğun tansiyonu hızla yere çakılıyor, kalp ritmi ventriküler fibrilasyona giriyordu.
Leyla ekibine ani ve net talimatlar yağdırdı. Acil defibrilatör hazırlandı, gerekli ilaçlar damardan verildi. Kerem camın arkasından donakalmış bir halde bu can pazarını izliyordu. Selin ise ellerini dehşet içinde ağzına kapatmıştı; fakat gözleri Arda’dan çok, Leyla’nın ellerinin arasında akıp giden tıbbi müdahaleleri izliyordu. Kadın sanki doktorun gerçeğin ne kadar derinine inebileceğini korkuyla tartmaya çalışıyordu.
Leyla’nın inatçı ve kusursuz müdahalesi sonucunda, birkaç dakikalık ölüm kalım savaşının ardından minik Arda’nın kalbi yeniden düzenli atmaya başladı. Çocuğun göğsü yavaşça normal hareketine döndü. Odadaki herkes derin bir nefes alırken Leyla’nın yüzünde rahatlamadan eser yoktu. Bu yeni kriz, ameliyatın bir gün bile ertelenemeyeceğini açıkça gösteriyordu. Çocuğun en geç yirmi dört saat içinde tam teşekküllü cerrahi bir merkeze alınması şarttı.
Leyla odadan çıktığında Kerem hemen önünde durdu, sesi titriyordu:
— Durumu nasıl?
— Kalbi bu yükü daha fazla taşıyamazdı, şimdilik dengeledik. Fakat çok hızlı hareket etmemiz gerekiyor.
— Ne gerekiyorsa yap, masrafı önemli değil!
— Bu cümleyi söylemek kolay Kerem, dedi Leyla gözlerini onun gözlerine dikerek. — Önce bu çocuğun geçmişindeki bütün yalanları ve gerçekleri ortaya çıkarmamız gerekiyor. Yoksa ameliyat masasında kalır.
Kerem, Leyla’nın o kararlı tonundaki manayı sezdi:
— Ben babasıyım, ne bulduysan söyle.
— Kesinleşmeden konuşmam. Ama babası gibi davranmak istiyorsan, git ve Selin’den Arda’nın doğduğu günden beri tutulan bütün gerçek dosyaları, görüştüğü doktorları ve geçirdiği o gizli ameliyatın izlerini iste. Bana masal değil, doğrulanabilir tıbbi belge getir.
Kerem başını yavaşça salladı. Hayatında ilk kez bir kadın tarafından azarlanmaktan, emir almaktan rahatsız olmamıştı. Çünkü Leyla’nın kendisinden istediği şey kör bir itaat değil, sadece gerçeğin kendisiydi.
Sabahın ilk gri ışıkları İstanbul’un üzerindeki bulutları delmeye çalışırken, Arslan Holding’in imparatorluğunu ve lüks malikanelerini temelinden sarsacak olan o büyük fırtına artık resmen kopmak üzereydi. Leyla, elindeki son tahlil sonuçlarıyla yoğun bakım kapısına yürürken, altı ay önce kocasının kapı dışarı ettiği o sessiz kadının şimdi bu devasa ailenin kaderini elinde tutan tek kişi olduğunu biliyordu. Ve bu kez, hiçbir güç gerçeğin üstünü örtemeyecekti.
Disclaimer: This story is fictional and created for entertainment purposes only. Any names, characters, places, or events are fictitious or used fictitiously. No real person or organization is intended to be portrayed.

Related Articles