ANNE, KIZINI BABAYLA GEÇEN HAFTASONUNDAN SONRA PSİKOLOĞA GÖTÜRDÜ – RESMİ GÖRÜNCE 155’İ ARADI
Bir Babanın Sırrı ve Adalet Arayışı: Çocuk Psikolojisi, Şüphe ve Toplumsal Önyargılar Üzerine Sarsıcı Bir İnceleme
Hakkari Yüksekova Dağ ve Komando Tugayı’nda yaşanan sarsıcı askeri olay, rütbelerin ve makamların adalet karşısındaki silikliğini gözler önüne sererken; bireysel hayatlarımızda, evlerimizin ve kapalı kapılarımızın ardında yaşanan dramlar da toplumsal vicdanı derinden sarsmaktadır. Tıpkı büyük bir askeri hiyerarşide patlak veren krizler gibi, sıradan görünen aile dramları da en az o kadar karmaşık, acı verici ve hakikat arayışıyla doludur. Altı yaşındaki küçük bir kız çocuğunun yaptığı masum görünen bir resim, bir ailenin üzerine karabasan gibi çöken şüpheler ve modern hukuk ile psikolojinin kesişim kümesinde yaşananlar, insan ruhunun en karanlık ve en hassas katmanlarını gözler önüne sermektedir.
I. Huzurlu Bir Öğleden Sonra ve Aniden Çalan Telefon
Kadıköy’ün sakin ve huzurlu sokaklarında, emekliliğin dingin ritmine alışmış olan 68 yaşındaki Suna Erdemir, torunu Elif Nur Yaman’a duyduğu düşkünlükle hayatını sürdürmektedir. Beş yıl önce kaybettiği eşinin anılarını taze tutan küçük ritüellerle geçen günleri, buzdolabının üzerini süsleyen Elif’in renkli çizimleriyle neşelenmektedir. En son çizimde anne, baba ve Elif ayrı ayrı duruyor olsa da, büyük kırmızı bir kalple birbirine bağlanmıştır. Çocukların dünyasındaki bu saf ve birleştirici bakış açısı, yetişkinlerin karmaşık dünyasından oldukça uzaktır.
Ancak bu huzurlu tablo, telefonun ani çınlamasıyla bir anda altüst olur. Derya Altınel’in ağlamaklı sesi, annesinin midesine soğuk bir ağırlık oturtur. Psikolog seansından yeni çıkan anne ve kızı için artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Elif’in neşeyle koşturduğu, oyuncak tavşanı “Ton Ton Tavşan” ile oynadığı bu anlar, ardında çok daha derin ve karanlık bir fırtınayı barındırmaktadır.
II. Çocuk Terapisinde Sarsıcı İtiraflar: Bir Resmin Ardındaki Acı Gerçek
Altı aydır çocuk psikoloğu Seher Baydar’a devam eden Elif, anne ve babasının zorlu boşanma sürecini atlatmaya çalışmaktadır. Ancak her şey, Doktor Seher’in rutin bir terapi seansında Elif’e çizdirdiği masum bir resimle başlar. Yeşil pastel boyayla çizilmiş silindirik bir şekil ve kenarlarından sarkan mavi damlalar… İlk bakışta sıradan görünen bu çizim, küçük kızın ifadeleriyle birlikte acı verici bir gerçeğe kapı aralar.
Elif’in, “Babamın evinde gördüğüm tuzlu bir şey,” ve “Bu bizim özel sırrımız,” şeklindeki masum ama bir o kadar da ürkütücü sözleri, çocuk koruma protokollerini ve zorunlu bildirim mekanizmalarını harekete geçirir. Psikolog Seher Baydar, yasal yükümlülüğü gereği 155’i arayarak durumu resmi makamlara bildirir. Bu ihbar, baba Haluk Sezgin hakkında başlatılan geniş kapsamlı bir soruşturmanın fitilini ateşler.
Bir baba ile kızı arasındaki hafta sonu buluşmaları, artık masum oyunların ve krep yapma ritüellerinin ötesinde, adli makamların inceleyeceği şüpheli birer bulmaca haline gelmiştir. Derya, sekiz yıllık evliliğinin ardından tanıdığını sandığı adamın yabancılaşmasını ve içine kapanık hallerini sorgularken, Suna ise bir yandan kızını teselli etmeye, diğer yandan da torununun psikolojik sağlığını korumaya çalışır.
III. Toplumsal Hükümranlık ve Yargısız İnfazlar
Hukuk sisteminde “suçsuzluk karinesi” temel bir ilke olsaRAF, toplumsal algıda bu durum ne yazık ki çok farklı işlemektedir. Soruşturmanın derinleşmesiyle birlikte mahalledeki fısıltı gazetesi de devreye girer. Kitap kulübündeki dostların mesafeli duruşları, bale kursu yöneticilerinin veli şikayetlerini bahane ederek Elif’in derslere katılımını askıya alması, toplumun yargısız infaz mekanizmasının ne kadar hızlı çalıştığını gösterir.
İnsanlar, anlamadıkları veya korktukları durumlar karşısında hemen bir hüküm verme eğilimindedirler. Suna, komşuların ve çevresindekilerin bakışlarındaki suçlayıcı ifadelerle mücadele ederken, bir yandan da Haluk’un kız kardeşi Ayşe’nin getirdiği yemek defterini inceler. Defterde yer alan özenli tarifler, Elif’in sevdiği yiyecekler ve küçük notlar, adamın kızına olan düşkünlüğünü gözler önüne serse de, kafalardaki soru işaretlerini tamamen ortadan kaldırmaya yetmez. Haluk’un işini kaybetmesi, nafakayı ödeyebilmek için emeklilik hesabından para çekmesi ve gizemli tavırları, masumiyet ile suçluluk arasındaki çizgiyi daha da inceltmektedir.
IV. Uzman İncelemesi ve Gerçeğin Peşinde
Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü binasında çocuk uzmanı Doktor Gülay Tansu ve ardından soruşturmayı yürüten Komiser Ayla Gürbüz ile yapılan görüşmeler, sürecin ne kadar hassas yürütüldüğünü gösterir. Uzmanlar, çocukların yetişkinlerin yönlendirmelerinden ne kadar çabuk etkilenebileceğini bilerek son derece dikkatli adımlar atmaktadırlar.
Elif’in masumiyeti, her zamanki neşesiyle odalarda koşturması, oyuncak tavşanıyla konuşması ve ailesini yeniden bir arada çizdiği resimler, olayın dramatik yönünü daha da derinleştirir. Bir yanda çocuğun ruhsal dengesini koruma çabası, diğer yandan olası bir istismarın veya ihmalin adalete teslim edilmesi zorunluluğu… Anne Derya ve büyükanne Suna, bu iki uçurum arasında gidip gelirken, polisin evde bulduğu fotoğraf makinesi, çekilen özel öğle yemeği fotoğrafları ve fişler, olayları irrasyonel bir korkudan somut bir adli vakaya dönüştürür.
Sonuç: Adaletin, Vicdanın ve Sevginin Sınavı
Bu sarsıcı süreç, modern dünyada bireylerin karşılaştığı en ağır psikolojik ve hukuki sınavların başında gelmektedir. Boşanmış ebeveynler arasındaki çatışmaların çocukların masum dünyasına yansıması, yanlış anlaşılmaların doğurduğu büyük trajediler ve toplumsal önyargıların insan hayatını ne kadar kolay karartabileceği gerçeği, bu hikayenin merkezinde yer alır.
Suna Erdemir ve Derya Altınel’in yaşadığı bu kabus, sadece bir babanın ve bir kız çocuğunun değil; aynı zamanda modern toplumun adalet arayışındaki hassasiyetini ve vicdanın hukuki prosedürlerle imtihanını simgelemektedir. Hakikatin ortaya çıkması, zamanın akışına ve tarafsız adalet mekanizmalarının kararlılığına bağlıdır. Ancak ne olursa olsun, bu süreçten geriye kalan en büyük ders; çocukların sesine kulak vermenin, onları önyargılardan uzak, sevgi ve koruma sarmalında büyütmenin her şeyin üzerinde olduğudur.
.
.
