Süleymancılarda Mezar Açıldı Menzilde Altın Kavgas...

Süleymancılarda Mezar Açıldı Menzilde Altın Kavgası | Nevşin Mengü Bugün Ne Oldu?

Türkiye’nin Tarikatlar ve Cemaatler Gerçeği: Gizli Ağlar, Kayıt Dışı Servetler ve Mağduriyetler Zinciri

Türkiye’nin güncel siyasi ve toplumsal gündemi, son dönemde peş peşe ortaya çıkan operasyonlar, şüpheli ölümler ve tarikat ağlarının arkasındaki karanlık ilişkilerle sarsılıyor. Gazeteci Nevşin Mengü’nün de ele aldığı bu çarpıcı gelişmeler; din kisvesi altında örülen, insanları ekonomik ve psikolojik olarak sömüren, devletin ve hukukun denetiminden uzak yapıların gerçek yüzünü bir kez daha gözler önüne seriyor. Alparslan Kuytul ve Furkan Vakfı operasyonları, Süleymancılara yönelik soruşturmalar, eski Ulaştırma Bakanı Ahmet Arif Denizolgun’un şüpheli ölümünde mezarın açılması (fethi kabir) ve Menzil cemaatindeki altın kavgaları, madalyonun öteki yüzündeki acı tabloyu gözler önüne seriyor.

I. Furkan Vakfı ve Alparslan Kuytul Operasyonu: Mağduriyet Maskesinin Arkasındaki Gerçekler

Gündemin ilk sırasında, uzun süredir faaliyetleriyle dikkat çeken Alparslan Kuytul ve Furkan Vakfı’na yönelik operasyonlar yer alıyor. 2018 yılında gerçekleştirilen ilk büyük operasyonun ardından, bu yapının sistemini farklı kişiler üzerinden devam ettirdiği savcılık bulgularıyla ortaya çıktı.

Operasyonun merkezinde yer alan Adanalı iş insanı Koray Sarısaçlı’nın ifadeleri, tarikat yapılanmalarının sadece dini birer topluluk olmadığını, aynı zamanda nasıl sert birer çıkar ve baskı grubuna dönüşebileceğini gözler önüne seriyor. Sarısaçlı’nın ifadelerine göre, eşi de bu yapının içinde yer alıyor ve iş insanı bir grup tarafından kaçırılarak günlerce bir inşaatta alıkonuluyor. Kaburgaları kırılana kadar şiddet gören Sarısaçlı’ya zorla 67–7 milyon dolarlık borç senetleri imzalatılıyor. Daha sonra Alparslan Kuytul ile görüştürülerek, olayın Kuytul ile hiçbir alakası olmadığını söyleyen videolar çekmeye zorlanıyor.

Bu olay, Adnan Oktar ve benzeri suç örgütlerinin yöntemleriyle birebir örtüşüyor. İnsanların manevi zafiyetlerini, aidiyet duygularını ve güven arayışlarını istismar eden bu yapılar; varlıklı kişilerin mal varlıklarına, hastanelerine, evlerine ve şirketlerine çökmek için sistematik bir baskı mekanizması işletiyor. Alparslan Kuytul’un gözaltına alınma anında kameralar karşısında sergilediği şovlar ve yandaşlarının “Hocamız onurumuzdur” sloganlarıyla yarattığı infial, hukuki bir süreci siyasi bir mağduriyete dönüştürme taktiğinin klasik bir örneğinden başka bir şey değildir.

II. Süleymancılar ve Menzil Cemaati: Altın Kavgası ve Kayıt Dışı Servetler

Türkiye’deki büyük cemaat yapılarından biri olan Süleymancılar ve Menzil cemaatlerinde yaşanan iç hesaplaşmalar ve maddi kavgalar, bu yapıların asıl motivasyonunun para ve güç olduğunu bir kez daha kanıtladı.

Süleymancılar cephesinde, eski Ulaştırma Bakanı Ahmet Arif Denizolgun’un 15 Temmuz sonrasında şüpheli bir şekilde yaşamını yitirmesi ve ardından dönemin FETÖ iltisaklı adli tıp yapıları tarafından ölümünün üstünün kapatıldığı iddiaları üzerine mezarının açılması (fethi kabir) büyük bir dönüm noktası oldu. Alınacak DNA örnekleri ve yeni bulgular, bu şüpheli ölümün perdesini aralamaya çalışıyor.

Diğer taraftan, Menzil cemaatinde liderlik kavgalarının yanı sıra ortaya çıkan “altın kavgası”, kayıt dışı ekonominin boyutlarını gözler önüne serdi. Süleymancılardaki kayıt dışı altın ve para akışının ifşa olmasının ardından, Menzilciler arasında da benzer bir kavga patlak verdi. Rakip kardeşlere yakın iş insanları aracılığıyla, cemaat üyelerinden “ev vaadiyle” her ay kişi başı yüzlerce gram altın değerinde para toplandığı, ancak bu servetin ortadan kaybolduğu iddia edildi.

Vatandaşın kefen parası diye, çocuğunun düğünü için dişinden tırnağından artırarak biriktirdiği altınların ve tasarrufların faiz karşıtı dini söylemler kılıfıyla nasıl gasbedildiği, bu yapıların ekonomik sömürü çarkını açıkça ortaya koyuyor.

III. Taşkent Faciası ve Cemaat Yurtlarının Karanlık Yüzü

Anadolu’nun dört bir yanında ailelerin “çocuğum dinini öğrensin, güvenli bir yerde büyüsün” niyetiyle teslim ettiği cemaat yurtları, geçmişte yaşanan büyük trajedilerle anılmaya devam ediyor. Konya’nın Taşkent ilçesine bağlı Balcılar köyünde 2008 yılında Süleymancılara ait bir yurtta meydana gelen patlama ve facia, hafızalardaki tazeliğini koruyor.

Bu tür yurtlarda kalan çocukların akademik olarak geride kaldığı, ders çalışmak yerine tarikat çıkarları doğrultusunda farklı işlere yönlendirildiği sıkça dile getiriliyor. Köy halkının ve ailelerin ekonomik imkansızlıklar ya da geleneksel baskılar nedeniyle çocuklarını bu yurtlara vermek zorunda kalması, insan sömürüsünün en acı halkalarından birini oluşturuyor. Devletin geçmişte bu yapıların önünü açması, denetimsiz bırakması ve yerel yönetimlerde kadrolaşmalarına göz yumması, bugün yaşanan felaketlerin ve hukuki zafiyetlerin zeminini hazırlamıştır.

IV. Kadınlar ve Cemaatler: Sığınak mı, Görünmez Bir Hapishane mi?

Cemaat yapılarını incelerken göz ardı edilmemesi gereken en kritik boyutlardan biri de kadınların bu yapılar içerisindeki konumudur. Gazeteci ve aktivist Zeynep Duygu’nun Medyascope’ta yayımlanan değerlendirmeleri, genç kadınların bu yapılardan neden kopamadığını ve hangi psikolojik dinamiklerle bu çarkın içine çekildiğini çok çarpıcı bir şekilde özetlemektedir.

Anadolu’nun kırsalında veya muhafazakar aile yapıtsında yetişen bir genç kadın için tek başına büyük şehirde okumak, hayatta kalmak ve sosyal bir statü edinmek son derece zordur. Aileler, kızlarını tek başlarına dış dünyaya göndermekte tereddüt ederken, “Allah yolunda” olduğu iddia edilen cemaat yurtlarına ve evlerine gözü kapalı onay vermektedir.

  • Güvenlik ve Meşruiyet: Aileler açısından cemaat yurdu, kızlarının namusu ve güvenliği için bir kalkan olarak görülür.

  • Sosyal Sosyalleşme ve Aidiyet: Evdeki baskılardan ve imkansızlıklardan kaçan genç kadınlar, kendi yaştıklarıyla bir arada olabilecekleri bir topluluk bulurlar.

  • Statü Edinme: Köyünde veya muhafazakar çevresinde hiçbir sosyal ağırlığı, söz hakkı veya miras hakkı bulunmayan bir kadın, cemaat içinde eğitim alıp “hoca hanım” konumu elde ettiğinde ilk kez bir statü ve saygınlık kazanır.

Bu psikolojik ve sosyal bağımlılık, kadınların en ağır baskılara, sömürülere ve hatta tacizlere rağmen bu yapılardan kopamamasına neden olmaktadır. Cemaatler, kadına bir sığınak sunuyormuş gibi görünse de aslında onları kendi ideolojik ve ekonomik çıkarları doğrultusunda eriten görünmez birer hapishaneye çevirmektedir.

V. Sonuç: Devletin Tarafsızlığı ve Vatandaşın Hakları

Bugün geldiğimiz noktada açıkça görülmektedir ki; din, inanç ve manevi değerler kisvesi altında örgütlenen tarikat ve cemaat yapıları, toplumsal huzurun ve hukuk devletinin en büyük tehditlerinden biridir. Devletin temel görevi, ideolojilerden ve önyargılardan arınmış bir şekilde, tarafsızlığını korumak ve vatandaşının can, mal ve hukuk güvenliğini her şeyin üzerinde tutmaktır.

Geçmişte bu yapıların önünün açılması, “ne istiyorlarsa versinler” mantığıyla hareket edilmesi, bugün ülkeyi kayıt dışı servet kavgalarının, şüpheli ölümlerin ve insan sömürüsünün merkezine dönüştürmüştür. Çözüm bellidir: Hukukun üstünlüğü ekseninde, tüm bu yasadışı ağların üzerine kararlılıkla gidilmeli, denetimler sıkılaştırılmalı ve en önemlisi, saf vatandaşların ve özellikle kadınlar ile çocukların bu karanlık yapılara kurban edilmesinin önüne geçilmelidir. Devlet, vatandaşına bir tarikat liderinin kulu veya müridi olarak değil, hakları olan özgür bir birey olarak yaklaşmak zorundadır.

Disclaimer: This story is fictional and created for entertainment purposes only. Any names, characters, places, or events are fictitious or used fictitiously. No real person or organization is intended to be portrayed.

Related Articles