Bolkar Dağları’nın acımasız ve dondurucu rüzgârı, ...

Bolkar Dağları’nın acımasız ve dondurucu rüzgârı, zirvelerde bayrak gibi dalgalanan sisin içinde yankılanıyordu. Yüzbaşı Kenan Aksoy’un sesi, bu ıssız coğrafyada bir yılanın tıslaması gibi kulağa çarpıyordu: — Kadın kısmı da lafa bak. Hele o soğuk namlunun ucundaki sıcak nefret…

Bolkar Dağları’nın acımasız ve dondurucu rüzgârı, zirvelerde bayrak gibi dalgalanan sisin içinde yankılanıyordu. Yüzbaşı Kenan Aksoy’un sesi, bu ıssız coğrafyada bir yılanın tıslaması gibi kulağa çarpıyordu: — Kadın kısmı da lafa bak. Hele o soğuk namlunun ucundaki sıcak nefret…

Üsteğmen Elif Karahan, bu hakaretleri duymamazlıktan gelmeye alışkındı; fakat bu kez durum farklıydı. Kenan’ın elindeki MPT-76 piyade tüfeğinin namlusu, Elif’in miferinin arkasına, tam ensesine dayanmıştı. Bir anlık tereddüt, parmağın ucundaki milimetrik bir hareket her şeyi bitirebilirdi. Oysa dakikalar önce Elif, bu dağın tepesinde bir efsane yazıyordu. Sekiz yüz metre ilerideki rüzgârın şiddetle dövdüğü kayalıkların arasına saklanmış bir rehineyi temsil eden küçük hedefi, saniyenin onda biri bir sürede tek bir atışla imha etmişti. KNT-76 keskin nişancı tüfeği, onun kolunun adeta bir uzantısı gibiydi. Nefesini tutmuş, kalp atışlarını yavaşlatmış ve görevi kusursuzca tamamlamıştı.

Ancak bu başarı, Kenan için bir gurur vesilesi değil, erkekliğine, rütbesine ve varlığına yapılmış tahammül edilmez bir saldırıydı. Kenan, içini kemiren o derin yetersizlik duygusuyla sarsılırken Elif yavaşça arkasını döndü. Yüzünde ne bir korku ne de bir panik vardı; sadece Kenan’ın o irin dolu ruhuyla uğraşmaktan duyduğu derin bir yorgunluk okunuyordu.

Bölüm 1: Çelik İrade ve Görünmeyen Miras

Özel Kuvvetler Komutanlığı’na bağlı seçkin birlik, yani Bordo Bereliler arasında Elif Karahan adı bir efsaneydi. Ancak bu, kimsenin bilmediği bir efsaneydi. Birlikteki herkes onu sadece disiplinli, soğukkanlı ve işinde mükemmeliyetçi bir üsteğmen olarak tanırdı. Babasının kim olduğunu, dayılarının ordunun hangi zirvelerinde oturduğunu kimse bilmezdi. Bu, Elif’in en baştan beri koyduğu en katı kuraldı. O, kimsenin torpilli kızı ya da yeğeni olarak anılmak istemiyordu; kendi bileğinin hakkıyla, teriyle ve kanıyla tırmanacaktı bu yokuşu.

Askeri okul yıllarından beri erkek egemen bir dünyada iki kat daha fazla çalışmak, her adımını iki kat daha fazla kanıtlamak zorunda kalmıştı. Fiziksel dayanıklılık testlerinde en önde koşan, atış talimlerinde rekorlar kıran hep o idi. Bordo bereyi taktığı gün, hayatının en onurlu anıydı.

Timindeki askerler ilk başta bir kadın komutana karşı mesafeli ve şüpheci yaklaşmışlardı. Fakat bu şüphe, Elif’in sarsılmaz liderliği ve adalet duygusu karşısında kısa sürede yerini derin bir saygıya bıraktı. En ağır yükü o taşır, intikallerde en son o yorulurdu. Timi onun için bir askerî zincirden ziyade adeta bir aileydi.

Bu aileyi ve birliği zehirleyen tek bir kara leke vardı: Bölük Komutanı Yüzbaşı Kenan Aksoy. Kenan, liyakat basamaklarını yeteneğiyle değil, kurnazlık ve dalkavuklukla tırmanmıştı. Kendisinden üstün olan her kadına ve erkeğe karşı hastalıklı bir haset besliyordu. Elif’in birliğe katılmasıyla birlikte bu haset, patolojik bir nefrete dönüşmüştü.

Bölüm 2: Gizli Sırlar ve Tuzak

Bir akşam zorlu bir eğitimin ardından çadırına çekilen Elif, telefonunu eline aldığında ekranda yazan “Babam” yazısıyla gülümsedi. Arama tuşuna bastığında hattın diğer ucundan gelen tok ses, günün tüm yorgunluğunu silip süpürüyordu. — Kızım, Elif’im, nasılsın güzel kızım? Arayan, Türkiye Cumhuriyeti Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Altan Karahan’dı. Ordunun zirvesindeki bu kudretli komutan, kızının sesini duyduğunda sadece şefkatli bir babaya dönüşüyordu. Elif, birliğindeki sıkıntılardan babasına asla bahsetmedi; çünkü bu onun kendi savaşıydı.

Telefonu kapattığında, çadırın dışında bir gölgenin hızla uzaklaştığını fark etmedi. Devriye gezen Kenan Aksoy, kulak misafiri olduğu o kısa konuşmada “babam”, “paşa” ve “dayılarım” gibi kelimeleri yakalamıştı. Aklında zehirli bir şüphe tohumu yeşermişti: Bu kızın arkasında kim vardı? Bu özgüven nereden geliyordu? O gece Kenan gözünü kırpMAdı; Elif’i sadece yok etmek değil, aynı zamanda o gizemli gücün kaynağını da yerle bir etmek istiyordu.

Ertesi sabah Kenan, yüzünde sahte bir gülümsemeyle Elif’i odasına çağırdı. — Üsteğmen Karahan, önümüzdeki haftaki tatbikat öncesi Kartal Zirvesi ve çevresindeki patikalarda ön keşif yapmamız gerekiyor. Bu göreve seninle gideceğiz.

Kartal Zirvesi, dağcıların bile tırmanmaktan çekindiği, kışın buzla, yazın keskin uçurumlarla kaplı lanetli bir bölgeydi. Prosedürlere aykırı olarak bu göreve sadece ikisinin gidecek olması Elif’in içindeki kuşkuları artırdı; ancak bir asker olarak emre itaatsizlik edemezdi.

Bölüm 3: Kartal Zirvesi ve Karanlık Hesaplaşma

Keşif sabahı Bolkar Dağları’nın üzerine kurşuni bir sis çökmüştü. Yirmi kiloluk sırt çantalarıyla tırmanışa başladıklarında Kenan’ın gerçek yüzü ortaya çıktı. Daima en zorlu, en sarp ve tehlikeli yolları seçiyor, Elif’i fiziksel olarak tüketmeye çalışıyordu. Fakat Elif’in bedeni bir demir gibi sağlam, zihni ise çelik gibi keskinleşmişti. Yorgunluk belirtisi göstermedikçe Kenan’ın öfkesi çığırından çıkıyordu.

Nihayet haritalarda bile görünmeyen, “Girilmez” yazılı paslı tabelanın gerisindeki devasa bir uçurumun kenarına geldiler. Yüzlerce metrelik dikey bir duvar ve aşağısı dipsiz bir boşluktu. Kenan, sırt çantasından kalın bir dağcı ipi çıkardı ve sırıtarak konuştu: — Gerçek bir bordo bereli, gerekirse baş aşağı asılıyken bile hayatta kalabilmeli. Bakalım o çok övündüğün yeteneklerin burada işe yarayacak mı üsteğmen?

Elif, bunun bir eğitim değil cinayet olduğunu anladığı anda Kenan üzerine saldırdı. Refleksle hareket eden Elif, ani bir manevrayla Kenan’ı karnından yumrukladı ve yere serdi. Ancak tam onu etkisiz hale getirip üsse götürmeyi düşündüğü o bir saniyelik tereddüt anı, felaketi getirdi. Şahit ve delil olmadığı takdirde isyan suçunun kendi üzerine yıkılacağını düşünen Elif duraksadığında, Kenan yerdeki sivri bir taşı kaptığı gibi Elif’in şakağına vurdu.

Şiddetli darbeyle bilinci kararan Elif yere yığıldı. Gözü dönmüş bir canavara dönüşen Kenan, baygın haldeki genç subayın ayak bileklerini dağcı ipiyle sımsıkı bağladı. İpin diğer ucunu uçurum kenarındaki kalın bir çam ağacına sabitledikten sonra, Elif’in bedenini aşağıya itti.

Bölüm 4: Uçurumun Kıyısından Dönüş

Elif, dipsiz boşluğa doğru düşerken ayaklarına bağlı ip gerildi ve baş aşağı bir şekilde asılı kaldı. Bütün kan beynine hücum ediyor, dünya kıpkırmızı görünüyordu. Aşağıda sivri kayalıklar onu bekliyordu. Kenan ise yukarıdan kahkahalar atarak uzaklaşmıştı.

Ölümün soğuk nefesi tenini sararken Elif içindeki o sarsılmaz yaşama arzusunu yeniden uyandırdı. Bu kadar ucuz bir şekilde yok olup gidemezdi. Son gücünü toplayarak gövdesini yukarı kaldırdı ve üniformasının cebindeki hayatta kalma bıçağına uzandı. Titreyen parmaklarıyla bıçağı kavradığı anda, yukarıdan gelen bir sesle irkildi: — Üsteğmenim! Komutanım, iyi misiniz?

Sesin sahibi, birlikten dürüstlüğü ve sadakatiyle bilinen Üsteğmen Barış Çelik’ti. Kenan’ın Elif’le dağa çıkmasından şüphelenerek onları gizlice takip etmişti. Barış, ustalıkla hazırladığı dağcı ipini uçurumdan aşağı sarkıtarak Elif’in yanına ulaştı. Önce onu kendi emniyet kemerine bağladı, ardından ayak bileklerindeki ipi kesti. Esaretten kurtulan Elif’in bedeni, Barış’ın kollarına yığılıp derin bir karanlığa gömüldü.

Bölüm 5: Büyük Fırtına Başlıyor

GATA’nın VIP hasta katında gözlerini açan Elif, karşısında bembeyaz bir tavan ve yatağının başında bekleyen üç devasa çınarı gördü: Babası Orgeneral Altan Karahan, büyük dayısı Korgeneral ve küçük dayısı Tümgeneral. Barış Çelik, Elif’i kurtarır kurtarmaz doğrudan Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nı aramış; haberi alan Orgeneral Altan Karahan askeri bir helikopterle derhal hastaneye koşmuştu.

Altan Paşa, kızının elini şefkatle tutarken gözlerindeki babalık sevgisi, sevgiden öte dondurucu bir intikam ateşiyle yer değiştirdi. Kardeşlerine dönen Paşa’nın sesi çelikten keskin çıktı: — Dinleyin beni… Özel Kuvvetler Komutanlığı’na bağlı o birlik şu andan itibaren tüm operasyonları durduruyor. O Kenan denilen şerefsiz başta olmak üzere, bu pisliğe bulaşan kim varsa istisnasız içtima alanında toplansın. O haşerelerin kökünü kazıyana kadar durmayacağız.

Bolkar Dağları’ndaki o kuytu uçurumda başlayan ihanet, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin en üst kademesinden kopacak devasa bir fırtınanın fitilini ateşlemişti. Elif Karahan hayattaydı ve adalet, her zamankinden çok daha gür bir sesle tecelli etmek üzereydi.

Disclaimer: This story is fictional and created for entertainment purposes only. Any names, characters, places, or events are fictitious or used fictitiously. No real person or organization is intended to be portrayed.

Related Articles