“Çevir Bakalım Hemşire” Diye Alay Etti Komutan — Sonra Donakaldı: 8 Dil Bilen Eski SAT Komandosuydu
“Çevir Bakalım Hemşire” Diye Alay Etti Komutan — Sonra Donakaldı: 8 Dil Bilen Eski SAT Komandosuydu
Binbaşı Herkesin Önünde Onu Küçümsedi: “Çevirebilirsen Çevir Hemşire” Dedi… Ama Kadının Sakladığı Gerçek Ortaya Çıkınca Herkes Sessizliğe Büründü
PART 1
Gölcük Deniz Hastanesi’nde o sabah herkes her zamanki gibi görevine devam ediyordu.
Koridorlarda sağlık personellerinin ayak sesleri yankılanıyor, hemşireler ilaç arabalarını odadan odaya taşıyor, doktorlar yoğun bakım raporlarını inceliyordu.
Kimse birkaç dakika içinde yaşanacak olayın bütün hastanenin kaderini değiştireceğini bilmiyordu.
Toplantı odasının içinde ise dört subay uzun masanın etrafında oturuyordu.
Masada mühürlü bir dosya vardı.
Dosyanın içinde yabancı dilde yazılmış bir belge bulunuyordu.
Belge, saatler önce askeri lojistik biriminden alınmıştı.
Bir taşeron çalışanın çantasında bulunmuştu.
İlk bakışta sıradan görünüyordu.

Yabancı kelimeler.
Kodlar.
Bazı işaretler.
Ancak kimse belgenin aslında bir uyarı olduğunu bilmiyordu.
Binbaşı Alper Kurtoğlu dosyayı eline aldı.
Kendine güvenen, insanların üzerinde baskı kurmayı seven bir adamdı.
Yıllar boyunca rütbenin sadece omuzdaki yıldızlardan değil, insanlara nasıl davranıldığından geldiğine inanmıştı.
Masadaki diğer subaylara baktı.
“Bu belgeyi anlayabilecek biri lazım.”
Doktor Pınar Ilıcalı başını kaldırdı.
“Komutanım, tercüman çağırabiliriz.”
Kurtoğlu hafifçe gülümsedi.
“Gerek yok.”
Dosyayı masaya bıraktı.
“Bizim hastanemizde sekiz dil bildiğini söyleyen biri var.”
Pınar şaşırdı.
“Derin Aydemir mi?”
Kurtoğlu başını salladı.
“Evet.”
O isim herkes tarafından biliniyordu.
Derin Aydemir.
Üçüncü katta çalışan sessiz bir hemşire.
Kimse onun hakkında fazla şey bilmiyordu.
Görevini yapar, hastalarıyla ilgilenir, hiçbir zaman dikkat çekmeye çalışmazdı.
Bazıları onun utangaç olduğunu düşünüyordu.
Bazıları ise fazla sıradan olduğunu.
Ama kimsenin bilmediği bir şey vardı.
Derin Aydemir, geçmişini özellikle gizliyordu.
“Getirin onu.”
Birkaç dakika sonra kapı açıldı.
Derin içeri girdi.
Üzerinde lacivert hemşire forması vardı.
Saçları aceleyle toplanmıştı.
Boynunda kimlik kartı asılıydı.
Elinde hâlâ malzeme kutusu vardı.
“Beni çağırmışsınız komutanım?”
Kurtoğlu ona baktı.
Sonra masadaki dosyayı aldı.
“Birkaç dil bildiğin yazıyor.”
Derin sessiz kaldı.
“Doğru mu?”
“Evet komutanım.”
Odada hafif bir gülümseme oluştu.
Kurtoğlu arkasına yaslandı.
“Güzel.”
Kağıdı eline aldı.
Sonra doğrudan Derin’in önüne bıraktı.
“Çevir bakalım.”
Derin kağıdı aldı.
Kurtoğlu devam etti:
“Yapabilirsen tabii.”
Odadaki birkaç kişi hafifçe güldü.
Derin hiçbir tepki vermedi.
Sadece kağıda baktı.
Üç satır vardı.
Farklı alfabeler.
Farklı diller.
Çoğu insan için anlamsız işaretlerden ibaretti.
Ama Derin için değildi.
Gözleri satırların üzerinde ilerledi.
Önce Peştuca.
Sonra Rusça.
Ardından Farsça.
Son satır Arapça el yazısıydı.
Bir anda yüzündeki ifade değişti.
Çok küçük bir değişimdi.
Ama dikkat eden biri fark edebilirdi.
Bu artık sıradan bir çeviri değildi.
Derin kağıdı tekrar okudu.
Daha yavaş.
Sonra konuştu.
“İlk bölüm Peştuca.”
Herkes sustu.
“Bir taşıma manifestosu.”
Kurtoğlu kaşlarını kaldırdı.
“Devam et.”
“İkinci bölüm Rusça. Tedarik kodu ve parti numarası.”
Derin parmağıyla satırı gösterdi.
“Üçüncü bölüm Farsça.”
Bir saniye durdu.
“Bu bir etiket değil.”
Odadaki hava değişti.
“Bu bir uyarı.”
Kimse konuşmadı.
Derin devam etti.
“Konteyner yüklemeden önce sızdırmazlık kontrolünde başarısız olmuş.”
Kurtoğlu’nun yüzündeki alay kaybolmaya başladı.
“Son satır?”
Derin kağıdın alt kısmına baktı.
“El yazısı Arapça.”
Sesi daha ciddiydi.
“Transfer ekibi açmadan çıkarmalı.”
Oda tamamen sessizdi.
Kurtoğlu dosyayı eline aldı.
“Başka?”
Derin son küçük işareti gösterdi.
“Mandarin.”
“Ne yazıyor?”
Derin nefes aldı.
“Kimyasal madde tanımlaması.”
Pınar ayağa kalktı.
“Ne tür bir madde?”
Derin gözlerini kaldırdı.
“Kesin değil.”
Bir an durdu.
“Ama işaretlere göre aşındırıcı ve solunum yoluyla tehlikeli olabilir.”
Birkaç saniye kimse konuşmadı.
Kurtoğlu hâlâ inanmak istemiyordu.
“Yani diyorsun ki bu küçük kağıt bir tehlike uyarısı?”
“Evet.”
“Ve bunu anlayabilecek tek kişi sen miydin?”
Derin cevap vermedi.
Çünkü asıl korktuğu şey buydu.
Belgenin anlamı değil.
Geç kalınmış olmasıydı.
Koridorda yürürken Derin’in elleri hafifçe titriyordu.
Kimse görmedi.
Kimse onun neden korktuğunu anlamadı.
Çünkü bu korku bugünden değildi.
Yıllar öncesinden geliyordu.
Bir zamanlar aynı belirtileri görmüştü.
Aynı kokuyu.
Aynı panik halini.
Ama o zaman kurtaramadığı insanlar olmuştu.
Bu yüzden geçmişini bırakmıştı.
Özel görevlerden ayrılmıştı.
Normal bir hayat seçmişti.
Hemşire olmuştu.
Sessiz.
Görünmez.
Ama geçmiş bazen insanın peşinden gelir.
Ve bugün onu tekrar bulmuştu.
Tam o anda hastane hoparlörlerinden acil anons duyuldu.
“Tüm ekipler dikkat.”
“Ambulans girişine çoklu yaralı geliyor.”
“Altı askeri personel.”
Derin olduğu yerde durdu.
Kalbi hızlandı.
Altı asker.
Konvoy.
Sızıntı.
Her şey birleşti.
“Hayır…”
diye fısıldadı.
Çünkü artık bunun bir çeviri meselesi olmadığını anlamıştı.
Bu bir geri sayımdı.