Gökyüzünün Sessiz Kanatları: Azra’nın Onur Mücadelesi
Giriş: Kule Kontrol Panelinin Gölgesinde
Kule kontrol panelinin hemen önünde dururken o ince, alaycı kahkahayı duydum. Çok yüksek sesli değildi; ancak tam da yüksek olmaya ihtiyaç duymayacak türden, derin bir küçümseme taşıyordu. Amerikalı general, beni brifing odasına doğru adımlarken görmüş ve hemen yanındaki kıdemli albaya kulağına fısıldar gibi bir yorum yapmıştı. Türk Hava Kuvvetlerinin artık ortak tatbikatlara sadece “kalanları” gönderdiği hakkında sarf ettiği o zehirli cümleleri duymamış gibi yaptım. Lakin duyduğum her bir kelime, midemde taş gibi ağır bir yumru olarak oturdu.
Yıl 2023’ün Mart ayıydı ve Konya Ana Jet Üssü’ndeydim. Bölgenin en büyük ve en prestijli çok uluslu askeri tatbikatlarından biri olan Anadolu Kartalı’na hazırlanıyorduk. Yirmi sekiz yaşındaydım; üsteğmen rütbesiyle o devasa operasyona katılan tek kadın F-16 pilotuydum. Bu tür cinsiyetçi ve küçümseyici tepkilerle hayatım boyunca ilk kez karşılaşmıyordum ama hiç bu kadar doğrudan, hiç bu kadar pervasızca açığa vurulduğunu görmemiştim.
Adım Azra. Türkiye’nin kalbinde, ticaretin, sarp dağların ve insanının o çelik gibi sert duruşuyla tanınan şehri Kayseri’de doğdum. Babam sivil havacılık tamircisiydi, annem ise lisede matematik öğretmeniydi. Çocukluğum, babamın motor yağına bulanmış elleriyle eve gelişi, bana türbinlerden, kanat profillerinden ve gövde yapılarıyla ilgili bir şiir okur gibi tutkuyla bahsettiği anları izlemekle geçti. Babam bana asla gökyüzünün sadece erkeklere ait bir bölge olduğunu söylememişti.
On iki yaşındayken beni Kayseri Havalimanı’nın gözlem alanına götürmüş, oradan iniş yapan kükreyen bir F-16’yı işaret etmişti. Bana o muazzam makinenin insan iradesinin en kusursuz uzantısı olduğunu, onu göklerde uçuranın sadece saf bir motor gücü değil, derin bir özgürlük ve amaç fikri olduğunu anlatmıştı. İşte o gün, bir savaş uçağı pilotu olmaya karar vermiştim. Dünyaya herhangi bir şey ispat etmek için değil, gökyüzünün tam da benim ait olduğum yer olduğunu hissettiğim için.
1. Askeri Akademinin Acımasız Fırtınası
Askeri akademi acımasızdı. On sekiz yaşında, yüzlerce hırslı ve iddialı aday arasından tüm zorlu fiziksel ve psikolojik testleri başarıyla geçerek içeri adım attım. Sınıfımızda sadece üç kadındık. Diğer iki arkadaşım ilk yılın sonunu göremeden vazgeçtiler. Bu onların yeteneksizliğinden değil, üzerimizdeki o kesintisiz ve boğucu duygusal yıpranmadan kaynaklanıyordu. Eğitmenler eğitimlerde cinsiyet ayrımı yapmamaya özen gösteriyordu ama sınıf arkadaşlarım ve bazı üstler her fırsatta bunu hatırlatıyordu.
Sürekli fiziksel gücüm, dayanıklılığım ve liderlik kapasitem hakkında imalı fısıltılar duyuyordum. Her zaman orada kendi liyakatimle değil, bir kota politikası ya da idari bir ayrıcalık yüzünden bulunduğumu iddia eden biri çıkıyordu. Cevap vermemeyi, kendimi başkalarına haklı çıkarmaya çalışmamayı çok erken öğrendim. Savaş pilotluğunda önemli olan tek geçerli cevabın kusursuz performans olduğunu biliyordum. Bu yüzden herkesten iki kat daha fazla çalıştım; daha az uyudum, gözlerim kızarıp yanana kadar uçuş simülatörlerinden çıkmadım.
Mezun olup F-16 filosuna atamamı aldığımda dahi bazı kıdemli subayların gözlerindeki o sessiz reddedişi gördüm: “Burada olmamalısın.”
Pilot olarak ilk yıllarım sessiz bir adaptasyon süreciyle geçti. Çok iyi uçuyordum, verilen tüm görevleri eksiksiz yerine getiriyor, her değerlendirmeden yüksek puanlarla geçiyordum. Ama farklı bir biçimde, sürekli test edildiğimi hissediyordum. Herhangi küçük bir hatam devasa bir boyuta büyütülüyor, başarılarım ise şansa bağışlanıyordu. Erkek bir meslektaşım sınırda riskli bir manevra yapıp başardığında bu “cesaret ve pilotaj yeteneği” olarak alkışlanırken, aynısını ben yaptığımda “pervasızlık ve şans” olarak etiketleniyordu.
Bunun üzerine şüpheye yer bırakmayacak kadar kusursuz olmam gerektiğini anladım. Her uçuştan önce teknik ekipmanımı üç kez kontrol ediyor, görevin her milisaniyesini ezberliyor, telsiz konuşmalarımı buz gibi teknik ve kesin tutuyordum. Mükemmelliğimin arkasında adeta görünmez olmuştum. Bu disiplin beni korudu ama aynı zamanda derin bir yalnızlığa mahkum etti. Üste yakın arkadaşlarım yoktu, meslektaşlarım vardı. Öğle yemeklerimi genellikle tek başıma yiyor, izin günlerimi hava taktikleri çalışarak geçiriyordum.
2. Anadolu Kartalı ve Yabancı Generallerin Önyargısı
İşte bu yüzden Anadolu Kartalı tatbikatına katılma emrini aldığımda içimde gurur ve endişe garip bir şekilde harmanlanmıştı. Seçilmek büyük bir onurdu; üstlerimin yeteneğimi ve disiplinimi resmen tanıdığı anlamına geliyordu. Ancak aynı zamanda diğer müttefik ülkelerden gelen pilotların ve yabancı generallerin kadınları hâlâ savaş kokpitlerinde birer istisna, hatta eğlence unsuru olarak gören geleneksel yapısının tam ortasında olacaktım.
Konya üssü devasa, modern ve son teknoloji askeri sistemlerle donatılmıştı. Tatbikatın resmi açılışından üç gün önce filomla birlikte üsse intikal ettim. İlk brifinglerde diğer ulusların pilotlarıyla tanıştık. Çoğu profesyonel ve kibardı ama aralarında bana adeta bir müze nesnesi ya da bilimsel bir deneymiş gibi bakanlar da vardı.
Amerikalı General Bundensen altmış yaşın üzerindeydi. Uzun ve madalyalarla dolu kariyerinin verdiği o dokunulmaz duruşuyla sekiz kişilik Amerikan pilot delegasyonuna komuta ediyordu. Hepsi erkek, hepsi son derece deneyimliydi. Benimle ilk tanıştırıldığı an elimi ezercesine aşırı bir güçle sıktı; sanki fiziksel direncimi ve dayanıklılığımı o an test etmek istiyordu. Tatbikatın temposuna ayak uydurabilmemi umduğunu söylediğinde bunun teşvik edici bir cümle değil, benden hiçbir şey beklemediğine dair açık bir uyarı olduğunu çok iyi biliyordum.
Tatbikatın ilk günleri nispeten sakin geçti. Keşif uçuşları, temel formasyon testleri ve filolar arası haberleşme denemeleri yapıyorduk. Hepsini büyük bir hassasiyetle uçtum. Ancak stratejik planlama toplantılarında sistematik olarak görmezden gelindiğimi fark ediyordum. Komutanlar karmaşık görevleri planlamak için masaya oturduğunda her zaman en son fikir sorulan bendim. Önerilerim kibarca dinleniyor ama hemen ardından sessizlikle geçiştirilip rafa kaldırılıyordu. Benden çok daha az uçuş saatine sahip erkek pilotlar liderlik pozisyonlarına atanırken, ben ikincil ve arka plandaki görevlere yerleştiriliyordum.
İçimde kabaran öfkeyi derin nefeslerle yutuyordum. Bu yıkıcı bir öfke değil, buz gibi hesaplı, metodik bir öfkeydi.
3. Gökyüzünde Hesaplaşma: Simülasyonun Kaderini Değiştiren Manevra
Tatbikatın en kritik senaryolu hava muharebesi başlamak üzereydi. Kule kontrolörünün telsizden simülasyonun başladığını duyuran sesi yankılandığında, 12.000 feet irtifada F-16’ımın kokpitindeydim. Etrafımızdaki gökyüzü neredeyse şiddetli denecek kadar yoğun bir maviliğe bürünmüştü ve sabah güneşi uçağımın kanat metaline çarparak göz alıcı parıltılar saçıyordu.
Akademide öğrettikleri gibi nefesimi kontrollü ve ritmik tutuyordum. Düzensiz nefes, yüksek irtifada paniğin ilk habercisiydi; ve havadaki panik doğrudan ölüm demekti. Radar ekranım kırmızı takımın başlangıç konumunu gösteriyordu. Kuzeyden yaklaşık 40 mil uzakta, sıkı bir formasyonda uçuyorlardı. Amerikalı generalin bu kolun başında liderlik edeceğini biliyordum; çünkü o her zaman önde, her zaman herkesin görebileceği yerde olmak isterdi. Bu durum onu son derece gururlu ama aynı zamanda öngörülebilir kılıyordu. Askeri stratejide öngörülebilirlik en büyük zayıflıktı.
Ana formasyondan hafifçe doğuya doğru ayrılarak rotamı değiştirdim. Filo liderim telsizden hemen uyararak teknik bir sorunum olup olmadığını sordu. Sadece alternatif bir önleme açısı test ettiğimi, gerekirse döneceğimi söyledim. Bu kısmen doğru, kısmen de taktiksel bir aldatmacaydı.
Kırmızı takım yirmi mil mesafeye yaklaştığında uçağımı ani bir dalışla kuzeye çevirdim; 8.000 feet’e inip hızımı 500 knot’un üzerine çıkardım. Artık kendi filomun ana radar kapsamının dışındaydım. Dağlık arazinin topografik siperini kullanarak radara yakalanmayacak kadar alçaktan, dağ yamaçlarını yalayarak uçuyordum. Bu, standart çok uluslu tatbikatlarda pek görülmeyen bir cesaret ve hassasiyet seviyesi gerektiriyordu. Ama ben diğer pilotlar gibi düzlüklerde büyümemiştim; Kayseri’nin sarp dağlarında, alçak irtifa uçuşlarının sınırlarında yetişmiştim.
Kırmızı takımın sol kanadından, asla beklemedikleri bir dikey açıyla dağların ard fırtınasından fırladım. Artık 3.000 feet’teydim. Güneşi arkama alarak mükemmel bir görsel avantaj sağlamıştım. Radarımı doğrudan formasyonun merkezinde, tüm ekibi koordine eden Generalin F-16’sına kilitledim. Henüz beni fark etmemişti. Uyarı sisteminin alarm vermesinden önceki o kusursuz on saniyelik penceremde silah sisteminin tetik butonuna bastım.
Kokpit panelimde simüle edilmiş “düşürülme” onay bip sesi çınladı. Generalin F-16’sı resmi olarak etkisiz hale getirilmişti.
Telsiz kanallarına bir anda ağır, mutlak bir sessizlik çöktü. Muharebe konsantrasyonunun ötesinde, şokun yarattığı buz gibi bir sessizlikti bu. Kuledeki kontrolörün açık kanaldan mavi takımdan bir pilotun kırmızı takım komutanını düşürdüğünü bildiren sesi duyuldu. Adımı açıkça zikretmedi ama herkes kimin yaptığını çok iyi biliyordu. Çünkü o an formasyondan tek başına ayrılan, radardan kaybolup dağları siper kullanan tek pilot bendim.
4. Zaferin Ardından Gelen Değişim ve Diyarbakır Günleri
Tatbikat bittiğinde Mavi Takım kesin bir zafer kazanmıştı. Brifing odasına girdiğimde üzerimdeki onca bakışın ağırlığını hissettim. Herkes beni protokole uymamakla veya asi davranmakla suçlayacaklarını bekliyordu. Lakin Amerikalı General Bundensen ayağa kalktı, yürüyüp elini bana uzattı. Yeteneğimi baş başta küçümsediğini, bir pilotu cinsiyetine göre yargılamanın kariyerindeki en büyük hata olduğunu itiraf etti. Manevramın son derece cesur, kusursuz uygulanmış olduğunu ve gelecekteki tatbikatlarda benim gibi pilotlarla karşılaşmayı dört gözle beklediğini söyledi.
Elini sıktım, teşekkür ettim ama gururla gülümsemedim. Peşinde olduğum şey kişisel bir övgü değil, hak ettiğim saygıydı.
Tatbikatın ardından normal birliğime, ardından da Türkiye’nin güneydoğusunda, Suriye sınırına sıfır noktada bulunan stratejik Diyarbakır 8. Ana Jet Üssü’ne atandım. Burası Konya’daki tatbikat alanlarına benzemiyordu; burada yapılan her uçuş bir simülasyon değil, gerçeğin ve hayati sorumluluğun tam kendisiydi. Sınır devriyeleri, hava sahası ihlalleri ve terörle mücadele operasyonları bölgenin asıl gerçeğiydi.
Diyarbakır’daki filo arkadaşlarım beni ilk başta şüpheyle değil, yaptığım işin ciddiyetiyle karşıladılar. Orada önemli olan kim olduğunuz değil, ateş altında ne kadar güvenilir olduğunuzdu. Uzun ve yorucu devriye uçuşları, sınır ötesi keşif görevleri birbirini kovaladı. Bir öğleden sonra, sınır yakınlarında şüpheli konvoy hareketliliği tespit edildiğinde kol lideri olarak operasyonu bizzat ben yönettim. Soğukkanlı değerlendirmem ve aceleci bir bombardıman yerine detaylı istihbarat toplamayı seçmem sayesinde olası bir sivil facianın önüne geçildi.
Bu olaydan kısa süre sonra, üs komutanımın tavsiyesiyle yüzbaşılığa terfi ettim ve yeni kurulan taktik filonun yardımcı komutanlığına getirildim. Tören son derece mütevazıydı; kameralar yoktu, sadece yıllardır benimle aynı havayı soluyan pilot dostlarım vardı. İlk günlerimden beri yanımda olan kıdemli bir pilot yanıma gelip beni tebrik ederken, kız çocuklarının artık savaş pilotu olabileceğini gururla hayal edebileceğini söylediğinde, aldığım tüm madalyalardan çok daha derin bir huzur hissettim.
Sonuç: Gökyüzünde Sonsuza Dek İz Bırakmak
Artık yardımcı komutan olarak sadece kendim için uçmuyordum. Altımdaki genç pilotları eğitiyor, onların korkularını, heyecanlarını ve potansiyellerini yönetiyordum. Kokpitte cinsiyetimin değil, irademin, matematiksel zekamın ve disiplinimin konuştuğunu biliyordum.
Gece yarısı Diyarbakır hangarlarının çatısına çıkıp uçsuz bucaksız Anadolu gökyüzüne baktığımda babamın o sözlerini hatırlıyordum: F-16 insan iradesinin en somut uzantısıdır. Gökyüzü kimseye kapılarını kolayca açmazdı; ama direnenlerin, pes etmeyenlerin ve kuralları kendi elleriyle yeniden yazanların önünde saygıyla eğilirdi. Yolumun uzun ve engellerle dolu olduğunu biliyordum; ancak ben Azra’ydım ve bu sonsuz göklerde kendi imzamı silinmez harflerle kazımaya devam edecektim.
.
.
https://www.youtube.com/watch?v=KespMJz5fY8